Din, tarihin her döneminde birey ve toplum için önemini korumuştur. Yine tarihin her döneminde ve her toplum içinde gerçek dindarlar ve dinciler (dinden maddi ve siyasi menfaat elde edenler) eksik olmamıştır. “Dünya ve ahiret menfaati için sendikamıza üye olun” diyen sendika başkanının sözlerini benzerlerini tarihin her döneminde bulmak mümkündür.
27 Aralık 1919’da Sivas Kongresi Temsil Heyeti M. Kemal Paşa, Rauf Bey, Mazhar Müfit ve diğer arkadaşları Ankara’ya gelir. Gerisini Mazhar Müfit’ten dinleyelim:
Para meselesi yine bizi sıkmaya başladı. Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. Bankalardan ödünç bile olsa parayı almayı M. Kemal Paşa’ya bir türlü kabul ettiremedim. Benim bir kürküm vardı nihayet onu da sattık. Satacak bir şeyimiz de kalmadı. Yarı geceye kadar konuştuk ama bir sonuca varamadık. Gece düşünmekten uyuyamadım. Yatağımda istirahat halinde iken kapı vuruldu. İçeriye giren zat, Müftü efendinin geldiğini söyledi. Eyvah, şimdi Müftü efendiye kahve ısmarlamak lazım, kahve var ama şeker yok. Ya, şekerli kahve isterse.. Ya da sigara da vermek lâzım gelirse..
- Paşa’ya haber veriniz, dedim.
- Paşa size gönderdi, Paşa ile görüştüler.
- Peki buyursunlar.
- Müftü Efendi ( Daha sonra Diyanet İşleri Başkanı olacak olan Rıfat BÖREKÇİ) odama
girdi. Küçük masanın kenarında bir iskemleye oturdu.
- Müftü efendi, zannıma göre siz kahve içmezsiniz değil mi?
- Evet, içmem.
- Sigara?
- Onu da kullanmam.
Müftü efendi derhal vaziyeti anladı ve “içmem” dedi. Tebessüm ederek:
- Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az olsa da yardımda bulunmayı vazife bildik.
- Bundan bir şey anlayamadım. (Yatağımın karşısında duran küçük kasayı göstererek) Paramız var, dedim. Halbuki kasa mevcudu 48 kuruştan ibarettir. Müftü efendi bu sözümü hiç dinlemedi bile. Geldi, cübbesinin altından bir torba çıkardı. Tamam bin lira kağıt para saydı.
- Müftü efendi, teşekkür ederiz ama, evvela Paşa ile bu hususta görüşseniz iyi olur.
- Görüştüm, kasa Mazhar Müfit Beydedir, ona veriniz! Dedi. Olayı burada keserek, Müftü efendinin başka bir önemli hizmetinden de kısaca bahsedelim:
Milli Mücadelenin en kritik zamanında, Anadolu’daki direnişi kırmak için Şeyhülislam Dürri Zade tarafından hazırlanan bir fetva vardır. Sultan Vahdettin’in bir Hattıhümayunu ve Hükümetin bildirisi ile birlikte dağıtılan fetva Anadolu nun muhtelif yerlerine İngiliz ve Yunan uçakları tarafından atıldı. Anadolu’da düşmana karşı milli mücadeleyi başlatıp sürdürenlerin tek tek veya gerekirse kitle halinde öldürülmelerinin meşru ve farz olduğuna dair fetva, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde isyanların çıkmasına yol açmıştı. Bu yıkıcı fetvaya karşılık, başta Rıfat (Börekçi) olmak üzere 153 müftünün imzasını taşıyan karşı fetva çıkarılmıştı. ( Milli Mücadele I - Sabahattin Selek )
Şimdi Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelişinden 6 ay öncesine gidelim.
15 Mayıs 1919’da Yunan Ordusu İzmir’e çıkar ve Anadolu’ya doğru ilerlemeye başlar. Vatansever yiğitler Menemen boğazını tutarak Yunan Ordusunun içerilere ilerlemesini önlemek isterler. Civar köylere gidip tehlikeyi haber verir ve yardım isterler. Köylüler der ki: “Sümbüller köyünde bizim şeyhimiz var. O talimat vermeden biz bir şey yapamayız.”
Yiğitler Sümbüller köyüne giderler. Halkı köy meydanına toplarlar. “Düşman Menemen’i vurdu, ezan sustu; mala, cana, ırza tecavüz ediyorlar. Buralara gelirlerse aynı şeyi yapacaklar.” derler. Şeyh de oradadır. Bu zat Giritli Derviş Mehmet’tir. Giritli Derviş Mehmet der ki: ” Ben Yund dağına kadar bütün köylerin şeyhiyim. Bizim tarikat kurşun atmayacak. Mehdi gelmeden caiz değildir.”
Yiğitler yıkılır. Bu mudur şeyh dedikleri? Vatan işgal altındayken kurşun atmayacağız diyen.. Yiğitler çaresiz yola koyulurlar.. 21 Mayıs’ta Yunan koluna saldırırlar. Şehit de olurlar gazi de…
Aradan yıllar geçer.. Kurtuluş savaşı kazanılmış, Yunan-Haçlı orduları Menemen’den kovulmuş, papazlar gitmiş, çan sesleri kesilmiş, ezan sesleri gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, inkılaplar yapılmış, din cahillerin elinde ayaklar altında dolaşmaktan kurtarılmıştır.
Bu gelişmeler üzerine 10 yıl önce Yunan Ordusunun işgali ve tecavüzlerinden rahatsız olmayan Giritli Derviş Mehmet ve avanesi, 1930 yılında “Ben Mehdi’yim, din elden gitti” diye Menemen’i basarlar. Türk askeri ile çatışır, Asteğmen Kubilay’ın başını keserler…
Bu esrarkeş dervişin İngilizler tarafından yetiştirilip Yunanlıların hizmetine verildiğini anlamak zor olamasa gerek.. İlginçtir, yıllar sonra fısıltı gazetesi Kubilay’ın Kuran-ı ayakları altına aldığı için öldürüldüğünü yayar ve bu katli haklı gösterirken Derviş Mehmet hakkında resmi söylem dışında kötü bir rivayet duymazsınız…
Menemen olayından önce, Derviş Mehmed’i tarikatın bir toplantısında Mehdi ilan eden Manisa Baş Halifesi İbrahim Hoca, Erbilli Şeyh Esat Efenfendi’ ye bağlıdır. Şeyh Esat’ın İngiliz casusu Lawrence ile irtibatlı olduğu mahkeme zabıtlarında yer alır.
“Derviş Mehmed ‘Hz. Peygamber de bu esrardan içti ve öylece miraca çıkarak Allah ile görüştü’ diyerek orada bulunanlara devamlı esrar içirdi.”
Yüce dinimiz, Hz. Peygamberimiz (S.A.V) kimlerin elinde, dilinde oyuncak olmuş?
Olayların iç yüzünü, dış bağlantılarını kimse bilmez, ama fısıltı gazetesi yılladır şu söylentiyi yayar: “Atatürk hocaları kesti.”
Peki, Kurtuluş Savaşı esnasında “şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit eden” Sait Mollalara, Derviş Mehmetlere hakaret edildiğini hiç duydunuz mu?
Atatürk, Hıristiyan emperyalizmine karşı savaş veren, onları mağlup eden ve onlara rağmen devlet kuran tek Müslüman liderdir. Batı bunu hazmedememiştir.
Yakın tarihimizde ne Ankara Müftüsü Rıfat efendi, ve ne de Derviş Mehmet alanlarında tek örnektir. Nice saygıdeğer din adamları ve nice Sait Molla ve Derviş Mehmetler vardır.