Ülkemiz Eğitim kurumlarında Yabancı Dil´in neden tam anlamıyla öğretilemediği uzun yıllardır, değişik araştırmacılar tarafından incelenen bir konu olmuştur.
Konuya giriş yapmadan daha önce Okul Müdürlüğü yaptığım Artvin /Yusufeli ilçesindeki bir anımı anlatmak istiyorum. Söz konusu ilçe tarihi ve doğal güzellikleri barındırdığı için çok sayıda turistin ziyaretine uğramaktadır. Bir yolculuk esnasında Hollandalı bir turist elindeki otobüs biletini bana göstererek bir şeyler sordu. Aslında ne demek istediğini anlamıştım. Bilet numarasına uygun olmayan bir koltukta oturduğunu ve bu olayın problem olup olmadığını soruyordu. Kendisine problem olmayacağını ne yazık ki güçlükle izah edebildim. Ve 8 yıl ilköğretim, 3 yıl lise ve 1 yıl da üniversitede olmak üzere 12 yıl boyunca İngilizce dersi almıştım. Sonuç ortadaydı.
Öğrenim hayatımız boyunca bir öğrencinin öğrendikleri içinde hemen işine yarayabilecek tek bilgi yabancı dildir. Okullarımızdaki eğitim; matematik dâhil olmak üzere teorik esaslıdır. Böylece pratikte elinizde hemen işinize yarayabilecek tek bilgi olarak yabancı dil kalır. Tabii öğrenebilmişseniz. Fakat onca yıllık eğitim hayatı maalesef size bu beceriyi kazandırmaktan çok uzaktır.
Bir öğrenci 8 yıl ilköğretim, 3 yıl lise , 4 yıl üniversite olmak üzere 15 yıl yabancı dil öğrenmek için ders alıyor. Neden tam anlamıyla öğrenemiyor?
Anadolu liseleri ve kolejlerde öğrenciler 1500- 2000 saat arası yabancı dil dersi görüyor. Ancak, büyük kısmı üniversitelerin hazırlık sınıfında başarılı olamıyor. O zaman bu öğretim yöntemi tartışılmalı.
Avrupa Birliği’nde yabancı dil öğretimine standart getiriliyor. Üye ülkelerde eğitim programı, sınav hazırlanması ve öğretmen eğitimi ortak standartlara göre yapılacak. Her Avrupa vatandaşı ve öğrencisinin beraberinde taşıması gereken bir belge dil pasaportu. Bu belgede kişinin bildiği diller ve düzeyleri gösteriliyor. Herhangi bir iş veya yükseköğretim başvurusunda bu belge isteniyor. Ayrıca, tek dil değil, gidilen ülkenin dilini derdini anlatır derecede bilmek isteniyor. AB’ye girdikten sonra Türkiye’ye çalışmak için gelecek kişilerden Türkçe bilmeleri istenecek. Çünkü çok dillilik temel alınıyor. Eğitim sisteminin temeli de buna oturtuluyor.
Sonuçta yabancı dil öğrenmek eskisinden de önemli bir hale gelmektedir. Ve yabancı dili neden öğrenemediğimiz sorusunun cevabını da bulmak artık zorunluluk haline gelmiştir.
Bu konuda araştırmacıların tespit ettiği en önemli nokta; geleneksel eğitimin gramer öğretimine dayanmasıdır. Sınavlarımızın konuşma becerisini değil de grameri ölçmesi nedeniyle öğrencinin neyi, ne kadar anladığı tespit edilemiyor. Biz ana dilimizi konuşurken, gramer kurallarını hatırlayarak konuşmuyoruz. Bir cümleyi kurarken bu tür matematiksel formüllere başvurarak yapmıyoruz. Böylece gramer, bir iletişim aracı olan dinleme ve konuşmanın içinde tabii bir unsur olarak yer almamaktadır. Konuşmayı bilmeyen küçük bir çocuk önce dinleyerek anlar. Sonra öğrendiği kelimeleri taklit ederek cevap vermeyi öğrenir. Sonra da okumayı ve en son yazmayı öğrenir. Geleneksel dil eğitiminde bu sıralama tam tersinedir. Başarısızlığın ana nedeni budur. Her ne kadar sonradan öğrenilen bir dilin ana dil yöntemiyle öğrenilemeyeceği iddiaları mevcutsa da, bu yöntemi kullananlar tersini iddia etmekteler. Neden Yabancı dil öğrenmede başarılı olamadığımızı daha somut ve maddeler halinde sıralamaya çalışırsak;
Öğretim Programlarının Yenilenmemesi;
Anadolu Liseleri ve kolejlerin dil öğretimi programı her 10 yılda bir yenilenmesine rağmen, diğer okullarda eski teknikle çalışmaya devam edilmesidir. Tam 34 yıl sonra program yenilendi. Diğer okullarda yabancı dil eğitimi konusunda çağı yakalama, çağdaş yöntem ve teknikleri uygulamaya özen göstermeliyiz.
Yabancı Dil Öğretiminin Beklentilere Uygun Olmaması:
Yabancı dil öğretimi ve eğitimine ilişkin politikalarımız tam olarak tespit edilmemiş, dünyadaki politik gelişmeler, eğitim ve öğretimimizde kendini göstermiştir. Ülkemizde eğitim paydaşlarının beklentilerinin sağlıklı bir şekilde saptanması için sağlıklı bir ihtiyaç analizi yapılması gerekmektedir. Sağlıklı bir dil politikasının belirlenmesi ile de eğitimde istediğimizi değil, istenileni öğretmek mümkün olabilir. Çünkü insanlarımızın yabancı dil öğrenirken beklentileri farklıdır. Kendinize sormanız gereken soru, belirlemeniz gereken hedef şudur: Ne amaçla, ne düzeyde ve nasıl bir İngilizce?
O kadar çok "İngilizce" var ki, ilk karar vermeniz gereken soru, "Hangi İngilizce?" sorusudur. Turistik bir bölgede geçici çalışacak kişinin ihtiyaç duyacağı "İngilizce" ile, yabancı yayınlardan tıp çevirisi yapacak bir kimsenin gereksinimleri arasında pek az ortak nokta bulunacaktır. Örneğin, "Bir taksiciye lazım olacak kadar" veya " KPDS' den 90 alacak kadar" veya "yabancı dizileri izleyip anlayacak kadar vb. gibi hedefler doğru hedeflerdir. Yeter ki, ne amaçla, ne düzeyde, nasıl bir İngilizce öğrenmek istediğinizi belirlemiş olunuz.
Yabancı Dil’in amaç ve araç konumu
Toplumsal beklentiler doğrultusunda istenilenin öğretilmesi “yabancı dil’i “amaç konumundan çıkararak araç konumuna getirir. Ülkemizde yabancı dil öğretimi ve öğrenimi konusu irdelendiği zaman, istisnalar hariç tutulursa, yabancı dilin hep amaç konumunda olduğu görülmektedir. Yabancı dilin amaç olarak belirlenmesi, yabancı dili bir üst dil konumuna getirir ki, bu durumda yabancı dilde iletişim sağlamamız mümkün olmaz. Dilbilimsel bir yaklaşımla, dilin araç, gramerin amaç olması halinde, yabancı dili “bildirişim aracı” olarak kullanabilir ve öğretebiliriz.
Motivasyon
Yabancı dil bilgisinin üniversite sınavı puanlarına katkısının olmaması, iletişim aracı olarak kullanılmaması veya yabancı dilin sadece ileriye yönelik saklı bir bilgi olarak öğrenilmesi /öğretilmesi öğrencileri motive etmemektedir. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığımızın son yıllarda yaptığı çalışmalar ile Liselere giriş sınavlarında(SBS) yabancı dil sorularının olması olumlu bir gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır.
Uygulamada Farklılıklar
Yabancı dil öğretiminde teori ile uygulama arasında derin farklılıklar olup, kuramı olmayan bir uygulama söz konusudur. Her öğretmenin kendisine özgü uygulaması, tutumu ve davranışları vardır. Daha sağlıklı ve ortak bir dil öğretimi amacıyla hizmet içi seminerlerden yaralanılması gerekmektedir. Bu hizmet içi faaliyetlerden sonra ortak bir yöntem belirlenmesi olumlu bir adım olacaktır.
Okul-Üniversite İşbirliği
Ülkemizde ortaöğretim ile yükseköğretim arasında bir iletişim kopukluğundan söz edilmektedir. Bu durum ulusal düzeyde bir yabancı dil politikası belirlenmesinin önüne geçmektedir. Hizmeti içi eğitim seminerlerinin yanında, hizmet içi araştırmaların da yapılması gerekir. Bir birim oluşturmak suretiyle, üniversite-okul işbirliği sağlanmalı, kuram-uygulama arasındaki farklılıklar bilimsel olarak ortaya konulmalı ve verimliliği artıracak sonuç alıcı bir model oluşturulmalıdır.
Uygulanan Yöntem Sorunu
Yabancı dil öğretimiyle ilgili yöntem tartışmaları yıllardan beri devam etmekte olup, halen de devam edecek gibi gözükmektedir. Öğretmenler uygulanması gereken yöntemi değil de, genellikle kendilerinin alıştığı yöntemi uygulamaktadırlar. Yabancı dil öğrenmek, doğrudan doğruya yoğun ve ısrarlı çalışma ürünüdür ve belli bir süre gerektirir. Eğitim kurumlarında doğru yöntemleri kullandığımız söylenemez. Özellikle sınıflarımızda öğretmenlerimizden çok öğrencilerimiz konuşmalıdır. Bu güne kadar ülkemizde uygulanan yöntemlerin yabancı dil öğretimine katkıları ne olmuştur? Bu yöntemlerin uygulamalarından verimli bir sonuç alınamadığı da herkesin malumudur. Yöntemler önemli olmakla birlikte, yöntemin belirleyicileri bizim kıstas ve şartlarımıza göre bu yöntemleri ortaya koymamışlardır. Yöntemlerin bu bağlamda sorgulanması gerekir.
Sınav Sistemi
Ezbere dayalı bilgi yüklemesi yapılan öğrencilere sınavlarda yine o bilgiler doğrultusunda sorular yöneltilmektedir. Yabancı dil dersinde ezberlenmesi gereken kalıplar olmakla birlikte, sınavlar çoğunlukla dil kullanımına yönelik olmayıp, gramer ağırlıklı yapılmaktadır. Ne var ki öğrenciler ezberlenen şablon kalıpları ve grameri sınavların dışında başka bir yerde kullanamamaktadır. Dilin pragmatik (söz-eylem) yönü ve gramer bilgilerinin dile kodlanması öğretilmediği için, öğrenilen bilgiler pasif kalmaktadır. Bu nedenle öğrencide gelişen “evde yut, sınavda kus” sistemi halen geçerliliğini sürdürmektedir.
Ders Araçları
Ders materyallerinin içeriğinin okullarımızda yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Özel okullarımız ile devlet okulları arasında bu konuda ciddi farklılıklar oluşmuştur.
Tek Tip Dil
Yabancı dil denilince aklımıza İngilizce gelmektedir oysa Avrupa Birliğine giden yolda diğer dillere de ihtiyaç duyacağımız açıktır. Komşu ülkelerin dillerini öğrenmeye çalışmak da önerilecek bir yaklaşımdır.
Daha sağlıklı bir yabancı dil öğrenimi için ; ölçme- değerlendirme sisteminin değişmesi, öğrencilerimizin daha iyi motive edilmesi, yapılacak analizlerle daha sağlıklı bir dil politikası oluşturulması, yabancı dil öğretiminde daha farklı öğretim yöntemlerinin geliştirilmesi, okul-üniversite işbirliğinin güçlendirilmesi, yeni ders araç gereçlerinin geliştirilmesi , yabancı dil öğreniminin amaç konumundan çıkarılarak araç olarak düşünülmesi , yabancı dil sınav sisteminin gözden geçirilmesi , sınıf etkinliklerinde Küçük grupların oluşturulması,Bireysel öğretim,Görsel - İşitsel araçlar,Yardımcı ders kitaplarından yaralanmak,Alıştırma kitapları ve programlı öğretimden faydalanmak gerekmektedir.
Kaynakça
1. Yabancı Dil Öğretiminin Sorun-çözüm Bağlamında Değerlendirilmesi Üzerine (Prof.Dr.İbrahim İLKHAN)
2. DEMİREL, Özcan (1990): Yabancı Dil Öğretim. Ankara