eğitim haber

 

 
 
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
N.TORUN
N.TORUN
Milli Eğitimin Görünmeyen Aktörleri?
27 Şubat 2010, 11:43
Türkiye ile ABD, 27 Aralık 1949 tarihinde; "Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma" adıyla ikili bir anlaşma imzaladı. Bu antlaşma, Türkiye'den ABD'ye gönderilecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlileri ile ABD'nden Türkiye'ye gönderilecek Amerikalı “uzman”, “araştırmacı” ve  “eğitimci”nin statülerini belirliyordu.   

      Anlaşmanın 1. maddesine göre; Türkiye'de kurulan” Eğitim Komisyonu” (Fulbright), eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır. 

     Komisyon, dördü Türk vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz kişiden oluşmaktadır. ABD’nin Türkiye'deki diplomatik heyetinin başı komisyonun başkanıdır. Ve alınan kararlarda oy hakkına sahiptir. Komisyon karar ve davranışlarında ABD Dışişleri Bakanına karşı sorumludur. Tıpkı Amerikan askerî üstlerinde olduğu gibi .. 

     Eğitim Komisyonu, "Türkiye'deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetleri ile ABD'deki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğrenim gibi faaliyetleri; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dahil olmak üzere finanse etmektedir. Harcamalarda tamamen ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilidir. 

     Eğitimle ilgili Antlaşmanın kaynağı, 27 Şubat 1946 tarihinde ABD ile imzalanan Borç Verme Anlaşması'nın bir maddesiyle karşılanır. Bu antlaşma ile, Dünyanın değişik yerlerinde ABD’nin elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı olan, eskimiş savaş artığı malzemeyi satın alması koşuluyla Türkiye’ye 10 milyon dolar borç verilmiştir. Harcamalar, ABD'nin Türkiye'ye verdiği kredi faizlerinin yatırılacağı T.C. Merkez Bankası'na, Türk Hükümetince Ödenen paralardan karşılanmaktadır.   

      1950’lerden sonra binlerce Türk Amerika'ya "eğitilmek - etkilenmek" için gitti, yüzlerce Amerikalı da Türkiye'ye "eğitmek - etkilemek" için geldi. Amerika'ya gönderilen Türklerin hemen tümü Türkiye'ye döndüklerinde üst düzey görevlere getirildi. Amerika'da eğitim görmek bürokrasi, siyaset ya da medyada yükselmenin ayrıcalığı haline geldi. 

     1960’larda Milli Eğitim Bakanlığı en çok yabancı uzman bulunduran bakanlıktı. Amerikalı uzmanların ve hocaların baskısı ile yabancı dilde özellikle İngilizce ile eğitim yapan üniversiteler ve yabancı okullar açılması gerçekleşmiştir. 

   Milli Eğitim Bakanlığında bugün çalışmalarını “etkin” bir biçimde sürdüren, personel politikalarından ders programlarına dek hemen tüm konularda stratejik kararlar “Önerebilen” ; “Milli Eğitim Geliştirme” adlı bir komisyon vardır. 1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıydı.  

     Antlaşma çerçevesinde faaliyet gösteren Fulbright Eğitim Komisyonu’nun açıklamasına göre, Yönetim kurulu yılda birkaç kez toplanıp uygulanacak politikaları belirliyor, işleyişi denetliyorlar. Kuruluşundan bu yana, 4000’den fazla Türk vatandaşına, 1000’den fazla da Amerikan vatandaşına uzun süreli veya kısa süreli Fulbright bursu verilmiştir.

     Bu anlaşmayla başlayan süreç ABD açısından o denli başarılı  olmuştur ki, bugün Türkiye’de Amerikan eğitimi almamış üst düzey yönetici kalmamış gibidir. Amerika’ya gönderilen Türk personelin büyük çoğunluğu Bakanlığın kilit noktalarında görev aldılar.  

ABD’nin rahleyi tedrisinden geçmiş olanların Türkiye’deki konumlarını anlamak için, ABD’nin Türkiye’deki çalışmalarında elde ettiği başarıyı yerinde görmek üzere 1968 yılında Ankara’ya gönderilen Richard Podol’ın üstlerine verdiği raporuna bakmak yeterlidir. Richard Podol, raporunda şunları yazıyordu: 

   “ Yirmi yıldan beri Türkiye’de faaliyette bulunan yardım programı meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da İktisadi Devlet Teşekkülü (KİT) hemen hemen kalmamıştır. genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri beklenir . “ 

     ABD 60 yıldan bu yana Türk Milli Eğitimine ilgisini sürdürüyor. AB’nin 1990’larda yükselen ilgisi ise 2000’lerde Türk Eğitim Sistemini kontrol edecek noktaya ulaşmıştır. Günümüzde Türk Milli Eğitimi adeta AB uzmanlarının eline terk edilmiştir. Bugün Türkiye’de eğitimin içinde bulunduğu çıkmazı, eğitim politikalarının tamamen AB ve ABD uzmanlarının direktiflerine göre düzenlemesinde aramalıyız.  

     AB’nin (az bir kısmı hibe olan)  destek projeleriyle Türkiye’ye gelen yüksek maaşlı AB uzmanları, sözde desteğin büyük bir kısmının geriye dönüşünü sağlamakta ve bir taraftan da Türk eğitim sistemine damardan girme imkânını elde etmektedir.

 

                Nizamettin TORUN                                                                                     

Bu yazı 855 defa okunmuştur.
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Yazara Ait Diğer Yazılar

A.Rahman KARAL A.Rahman KARAL
Bir Gün Yazarsanız..
Hikmet YANIK Hikmet YANIK
GERÇEK SEVGİ
Şenel AKBAŞ Şenel AKBAŞ
5. Sınıflar ve SBS
İsmet KARAGÖZ İsmet KARAGÖZ
Değerler Eğitimi
Eğitimci Eğitimci
Öğretmenim
Eşref YAVAŞİ Eşref YAVAŞİ
Öğretimde Nasıl Etkili Olabiliriz?
Hakan SOYDAN Hakan SOYDAN
yabancı dil öğretimi

SİTE ANKET

Maaşınıdan Memnun musunuz?




düzenlenecek